Kayıtlar

sıfatlarla var oluyor muyuz sahiden?

         Yaşadıkça daha iyi anlaşılıyor mu her şey bilmiyorum, sadece değişiyoruz, dirensek de, istemesek de değişiyoruz. Mesela daha hassas oluyoruz belki ya da daha dirençli oluyoruz. Yaşadıklarımızdan aldığımız her darbe, her ders, her çiçek bizi başka birine dönüştürüyor. Başarılarımız, kayıplarımız, sancılarımız, heveslerimiz, acılarımız, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz; hepsi her an bizi bir sonraki halimize götürmek için geliyor. Kimisini heyecanla karşılıyoruz, kimisi hezeyan oluyor bize. Yine de bir şekilde, az ya da çok bizi dönüştürüyor, kimliğimizi inşa ediyor. Bu süreçte esas olan biraz da bizim: “ne olmayı” arzuladığımız, içten içe kendimizi nerede konumlandırdığımız. Çünkü verdiğimiz kararlar, yaptığımız tercihler şekillendiriyor karakterimizi. Daha iyi bir insan mı, daha güçlü bir insan mı, daha varlıklı mı, daha kendinden emin mi? Bunların hepsi birer sıfat. Aslında sıfatlar da bir nevi yaşam şeklimizi belirlediğini düşündüğümüz kavramlar. Ama aslın...

"Deminden şimdiye geldim"

    Bazen yazacak şeyler biriktirmek gerekiyor gibi geliyor; ama bazen de insan biriktirdiği şeyleri yazamıyor. Bu yazamamaklar bazen yaşamamış olmayı da diletiyor ama bazen de yaşananlar öyle güzel oluyor ki yazarken o güzelliği aktaramamak yazmaya engel oluyor. Aslında iki uç nokta bakıldığı zaman ama tam olarak öyle de değil. Hani bir diğer handikap da; yaşarken geçmiyor gibi zannettiğimiz şeylerin yıllar sonra "vay be neler yaşadık, hepsi geçti" dediğimiz ya da zaman hiç geçmesin istediğimiz anların su gibi akıp gittiği ve hatırladığımızda yüzde minik tebessümler oluşturduğu anılar gibi. Ne olursa olsun yaşadığımız her şey gelip geçiyor, zaman akıyor ve bitiyor, her an biraz daha yaklaşıyoruz sona. Bazen diyorum ki, sona gelmeden önce elle tutulur bir şeyler koyayım ortaya ve en azından kendimi ifade ettiğim somut şeyler var edeyim. Sonra bazen de durup hepsi geçici zaten geriye ne kalabilir ki yalnızca yaşa ve öl, öyle hakikatli yaşa ki ama ardında hiçbir soru işareti ka...

Yüzyıl sonra yeniden

   Merhaba. Bir yazıya nasıl başladığımı unutmaya başladım. En son 2024 Haziran'da yazı yayınlamışım. Neredeyse bir sene olacak. Bu süreçte hayatımda beklemediğim çok fazla şey oldu. Beklediğim şeyler de oldu elbette her şey sürpriz değil. Bu süreçte yoğunluktan mı aşırı mutluluktan mı bilmiyorum yayınlayacak doygunluğa ulaşan bir yazı yazamadım. Girişimlerim oldu muhakkak fakat başarılı sayamadım. Bu da benim yazı yayınlama heveslerimle alakalı elbette. Neyse artık bu kez bi şeyleri derli toplu hale getirip paylaşacağım inanıyorum. Çünkü hayat akıp gidiyor ve bu yazılar da arkada bırakacağım anılardan biri. Paylaşmayınca yazmıyor değilim, bir şekilde zaten bir yerlerde biriken cümleler oluyor ama paylaşmalık bir düzenli yazı daha farklı bir kategoride konumlanıyor zihnimde. Bu sıralar hayatın bir üst evresi varmış da oraya geçmişim gibi hissediyorum. Kendi kendime kalıp zaman geçirmeyi özlediğim, bir şeyleri sırf sevdiğim için yaptığım, doya doya film izleyip kitap okuduğum b...

Ben ne yaşıyorum allasen

    Selamlar, bi yazı yazma girişiminde bulunacağım şimdi. Bakalım ne kadar mümkün olacak. Yine yoldayım bugün de. Böyle yazınca da her Allah'ın günü yollardaymış gibi oldu ama tabii öyle de değil abartmayalım. Bu sıralar -son 6 aydır falan- sadece hayatıma odaklanmış, dümdüz yaşıyor gibi hissediyorum. Ortaya koyduğum elle tutulur bir şeyler yok. Nefes alıyorum sadece. Bir de bol bol kendime dair farkındalık geliştiriyorum. Esasında bilinçli olarak yaptığım bi şey değildi, son 2 senedir olaylar o şekilde gelişiyor ve ben istemsizce bir özfarkındalık, özbilinç edindim. Bunun öncesinde sorsanız, ne severim, ne sevmem, neye sinirlenirim, neler kırmızı çizgimdir, neler beni çok yükseltir net cevaplar veremeyebilirdim. Hala veremem. Çünkü zamanla fark ettim ki ben çok da keskin çizgileri olmayan biriyim. Aslında bu çok hoşuma gitmiyor. Her şeye 'tamam olur' olmak biraz yorucu. Tabii benim de bir damarım varmış, hem de basılmasa çok iyi olur bir damarım. Gemileri çarçabuk yakabil...

Yollar yolumdur benim

     Yol serisine epeydir devam etmiyordum artık bu blog bi yol yazısı görsün bence hak etti. Son birkaç aydır sanki başka bir hayat yaşıyor gibi hissediyorum. Benden bağımsız olaylara eşlik ediyormuşum gibi. Üstelik bazen benliğimi de geride bırakarak, sadece ânı olduğu gibi yaşamak suretiyle yapıyorum bunu. Çok ilginç aslında. Bana 3-4 sene önce bugün bu yaptıklarımı yapacağımı söyleseler en fazla gülerdim. Sanırım büyümek biraz da böyle bir şey. Hayat daha anlaşılabilir, olaylar daha çözülebilir, insanlar daha 'yauv olabilir' şeklinde yorumlanıyor zihin dünyamda. Kendim hakkında farkındalıklar edindim çok fazla. Başkalarının yorumlarıyla harmanladım bunları. Ama aslında hiçbiri tam olarak beni tarif etmiyor bunu öğrendim. Mesela ben huysuz ve sinirli bir insanım. Ama koşullara göre bunu törpüleme eşiğim de çok yüksek. İstediğimde sinirlenmeyedebiliyorum -lüzumsuz saçma uzun bi kelime oldu- yani. Sadece duygularımı içimde tutmak bana yorucu geliyor, dışavurumculuğu beni...

öz

        Yaşadıklarımızı sindirebilmek çok zor geliyor bazen. Her gün yüzlerce küçük olay yaşıyoruz. Yeni bilgiler öğrenip bambaşka ilgiler keşfediyoruz. Özünde oldukça basit hayatlar gibi görünse bile karmaşadan geçilmiyor ömrümüz. İkisinin arasını bulabilmek bazen çok kolay gibi gelse de çoğunlukla bulamamak gerçeği ile karşı karşıya kalıyoruz. Söylediklerimizle yaptıklarımız uyuşmuyor. İnsan olmanın gerekliliği adeta tüm bunlar. İnsan olmak beraberinde çelişkiyi ve tutarsızlığı getiriyor. En kendinden emin ve ben buyum diyen bile bir noktada dönüp baktığında uyuşmadığını fark eder. Çünkü daimi bir akış var ve bu akışta değişmemek mümkün değil. Soluduğumuz hava, yürüdüğümüz yol, içtiğimiz su her şey ama her şey ufacık etkiler oluşturuyor hayatımızda. Bu etkiler büyüyor ve karakterimizin esas parçalarına dönüşüyor. Fakat asla bütün olmak söz konusu değil. Asla tam anlamıyla oturmuş, artık kesinlikle değişmeyecek bir hale bürünmek söz konusu değil. Öyle tuhaf bir olay...

beklenen

     Olayların gelişmesi nasıl oluyorsa ona göre şekilleniyoruz. Duruma ayak uydurmak çoğu zaman zor fakat bir noktada buna mecbur kaldığımız oluyor. Ben çoğunlukla bukalemun gibiyimdir, uyum sağlamak ve alışmak benim için çok sorun oluşturmuyor. Yaklaşık yarım saattir önümde açık Word belgesiyle düşünüyorum. Yine bloga yazı yazmaya başlayacağım ve yarım kalacak diye bir miktar tedirginim çünkü bundan önceki 7-8 civarı denemem boşa çıktı. Üstelik birkaç tanesinde bir sayfaya yakın yazmıştım. Fakat bir şekilde devamı gelmedi ve onları yarım bırakmak durumunda kaldım. Bu kez bir hikaye denemesi yapayım diye düşündüm ama olay örgüsü kuramadım ve sanırım anlatacaklarım ya azalmış ya da onları belirli bir düzlemde bir araya getirip düzenlemek yetisini kullanmadığım için zor geliyor hikaye oluşturmak. Her şeye rağmen yazı yazmaya devam etmekten başka çarem yokmuş gibi hissediyorum, bunun en temel sebebi kendimi en rahat böyle ifade edebildiğimi düşünmem. Buna ek olarak içimdeki...